Yeni, çok yeni keşfettiğim bir insan ve bir yazar Vivet Kanetti Uluç. Kendisi hakkında ilerde, önemli ve çok şey anlatılacaktır ama “Huysuzun Teki” hakkında, O’nun son, aynı zamanda ilk kitabı olduğunu söyleyerek işe başlamak bence en iyisi. Everest tarafından 2011 senesinde basıldığından son ama aslında Vivet Hanım’ın ilk yazılarıymış. Kitabı bir ay evvel okumuştum fakat tatilde olduğumdan hakkında yazacak fırsatım olmamıştı. Dün İdefix, nam-ı diğer Sabit Fikir edebiyat dergisinin 2011 senesinin ilgi çeken, önemli olduğunu düşündükleri en iyi 100 kitabın arasında 43. sıraya koyduklarını görünce “bundan iyi zamanlama olmaz, hemen yazayım” dedim. (Hatta sırası önemli değil de, alışkanlık işte, koyuverdim. Bu 100 kitap hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.).
Kitap küçücük, incecik. Bir günde, hatta hızlı okuyanlar için bir kaç saatte bitirebilecek, lokum gibi bir şey. “Kitap da yiyeceğe benzetilir mi?” diyebilirsiniz ama okuyunca siz de anlayacaksınız, damağınızda hakikaten tatlı bir lezzet bırakıyor. Bununla da kalmıyor, okurken kendimi de hikayenin kahramanıyla bir, anılarımı keşfe çıkmış buldum. Çok düşündüm. Duygulandım.
Kitabı basıldığını öğrendikten hemen sonra almış ve okumak için zamanını bekliyordum. 1950′ler Amerikası yolcuğuma bir ara verip, deniz kenarında elime bunun tadını anlayacak bir kitap almak istediğimde yanımdaydı. Vivet Hanım kendi kitabının önsözünde yazdıklarını, yazma şeklini birazcık da olsa eleştirmesi, beni hikayeye daha bir ısıttı. Ne de olsa kendi yazarlığını, hem de bir röportaj vs değil, bizzat yazdığı kitabının önsözünde eleştirmesi, en azından benim sık rastladığım bir durum değil.
Hikaye sanki bir çocuk veya gençlik kitabı tadında ama içinde, benim diyen ciddi kitaplarda bile zor bulunacak cinsten keskin gözlemler ve hayli gelişmiş bir mizah var. En çok da bu mizah ve gözlemler, kitabı aklımda daimi kılacak sanırım. Okurken, huysuzluğumu ve hırçınlığımı öve öve bitiremeyen annemler, televizyonda izlediklerimin karşısına geçip laf yetiştirdiğimi söyleyen kocam aklıma geldi. Lüks sınıfına giren kalem kutularım, sanat müziğiyle süslenmiş eğlentilerimiz, annemlerin kız lisesini benim adıma seçişleri ve bu kız lisesi uğruna kırmızı botlarımı siyaha boyatmaları geldi zihnime. Bazı sayfalarda kendimi kıyasladım; bazı sayfalarda arkadaşlarımı, komşularımızı, ahbaplarımzı gördüm; ama hep kafamı çevirsem kahramanları gözümün ucuyla bir köşede görecekmiş, hatta o köşede durup beni seyredip, gülüşüyorlarmış gibi izlendiğimi hissettim. Teşekkürler Vivet Hanım.
Huysuzun Teki Vivet Kanetti’nin son ama ilk kitabı olabilir. Lakin, benim için sadece bir ilk. Hatta çıkacağım ilk kitap gezintimde birkaç kitabını daha çantaya indirmeyi planluyorum. Esen kalın…

