Veya olmak veya olmamak; işte bütün mesele bu!
Bugüne kadar çevremizde görüp tanık olduğumuz, veya bizzat seçim arefelerimizde yaşadığımız, belki bilerek, belki de bilmeden çevresinde döndüğümüz cümledir bu. En bilineni, kendi yaşamamış bile olsa, hemen hepimizin başına gelmiş en az bir tanıdığı olduğu, üniversite sınavına giren gençler örneğidir. Genç arkadaş, zamanı geldiğinde düşünür; “doktor mu olsam, mühendis mi? öğretmen mi olsam, kimyacı mı, polis mi?” Olmak veya olmamak! Kimimiz bilerek seçer ne istediğini. Kendi yapısını, karakterini bilir, nelerle mutlu olacağını bilir. Kimimiz ise olumsuzlayarak bulmaya çalışır ne yapacağını. “Ben kan görmekten fena olurum, o zaman doktor, hemşire olmayayım ama matematikte iyiyimdir, mühendis olayım” gibi. Öyle ne istediğini bildiğinden değil de, ne istemediğini bildiğinden. E, o da bir şeydir sonuçta ama herbirimizi kendimiz için doğru olan yola götürür mü bilemem.
Meslek seçiminden sonra duygusal seçimler de önemlidir tabii. Bu konuda da seçimimizi etkileyen bir sürü faktör vardır. En başta da hem ota, hem boka konan kalbimiz ve bizi çaktırmadan yönlendiren bilinçaltımız gelir ama bu bilinçaltı kısmı, argümanlarımın hepsinin altında gizli gizli yer almasına rağmen, beni şu noktada pek de ilglendirmiyor. Şimdilik, bizi “olalım veya olmayalım” diye düşündüklerimiz ilgilendiriyor. Hele konu evlenmek veya ana baba olmaya gelince, sorum ciddi anlamda içimi bulandırıp, karnımı ağrıtan bir mesele haline geliyor.
Evlenmek konusunda örneğin bugüne dek, herkesin kendi deneyimlerinden yola çıkarak karar verdiğini gözlemledim. Burada tabii ki, karşımızdaki insanı sevdiğimizi ve bir şekilde hayatımızı paylaşmayı istediğimizi varsayarak, sadece evlenme eylemine karar vermekten bahsediyorum. Deneyim derken de, sadece ana babalarımızın evlilik yaşantılarında bizzat şahit olduklarımızdan değil, aynı zamanda yanıbaşımızda bizden evvel evlenmiş arkadaşlarımızın hayatı, kendi abla, abimiz ya da yerine koyduğumuz yakın, uzak akrabalar, mahalle komşularımızdan veyahut da filmlerden bile deneyim elde edebildiğimizden bahsediyorum. Lakin bu arada görücü usulü değilse, evlenmeyi düşündüğümüz sevgilimiz ile o güne değin veya eski sevgilimizle yaşadıklarımızı da bahse dahil etmek lazım. Bir de bazen bu deneyimlerden farklı olabilecek, kafamızdaki evlilik imajı seçimlerimize bir hayli tesir eder. Ve tüm bu deneyimleri kullanarak seçimimizi yaparız. Bazen deneyimlerimiz o kadar pozitiftir veya negatiftir ki, seçimimizi çok çabuk sadece duygularımıza dayandırarak yaparız. Anlattığım kadar çok ciddiye almadan çat diye karar veririz. Bazense o kadar aklımız karışıktır ki, burada yazdıklarımın hepsini kafamızda evirip çevirip, ciddi bir sorunsal haline getirerek, sanki bir nükleer enerji kriziymişçesine ince eleyip sık dokuyarak karar veririz.
Ama bu yazıyı yazdırtan asıl meselem ise, ebeveyn olma hikayesi. Çocuk sahibi olmak dediğimiz, tüm sosyal, maddi ve manevi durumumuzu etkileyen karar, evlilik olayındaki gibi veya ondan da büyük bir mesele haline gelebilir. Gene kimimiz için olay çok basittir. Bir arkadaşım var; zaten kendini bildi bileli çocuk istermiş. Çocuk yapmayı düşünmek diye birşey onun için söz konusu bile değil, hayatının bir olmazsa olmazıymış. Başka bir arkadaşım “ee, bir çocuk en azından lazım” demişti. Ona göre bu sonradan pişmanlık duymak istemediği ve zaten evlendikten sonra yapılacak bir zorunluluktu. Yoksa evlenmenin ne anlamı vardı? Diğer bir dostumun özel bir tercihi yoktu bu konuda ama eşi isterse yapardı. Yaptılar da. Üstelik doğumdan sonra bebişe aşık bile oldu. Bu örnek sebepleri uzun bir liste halinde sıralayabiliriz. Aynı şekilde neden çocuk istemediğini açıklayan dostlarımda var. Biri ömür boyu, en azından çocuk kendi ayakları üstünde durana dek çalışmak denilen çarkın içinde yeralmak istemiyor, canı isteyince beyaz yakalı iş hayatını bırakmak istiyormuş. Diğeri için çocuk, macera dolu sponton hayatını bırakmak demekmiş. Bir başkası, sorumluluktan kaçıyormuş.
Hayatı ciddiye aldığımız zaman, en basit saydığımız şakalar, içinde gerçek barındıran olgulara, dna’larımıza kodlamış üreme eylemi, bir sorunsala dönüşüyor. İşte burada bahsetmek istediğim de tam anlamıyla bu. Eskiler için, çocuk sahibi olmak, cep telefonlarının fabrika ayarı gibi birşeydi. Zaten herkesin yapması gereken bir eylem olarak evliliğin kaçınılmaz meyvesiydi. Evlenmemek bir seçim değil, kimsenin seni beğenmemesi; çocuk sahibi olmamak ise hastalık olarak değerlendirilirmiş. Şimdilerde ise, 50′sindeki bekar bir kadına bile kimse acaip gözlerle bakmıyor; eskiler hariç tabii.
Seçim yapmak ise, aslında psikolojik anlamda, opsiyonlar arasından bir tanesine karar vererek, diğer alternatifleri öldürmekmiş. Artık hangi seçeneğin öngörebildiğin sonuçlarından korkmuyorsan, diğer seçenekleri ortadan kaldırmak, öldürmek eylemiymiş. Bu yüzden küçük çocuklara seçim yaptırmak iyi değilmiş. Tabii çocuğun kendi isteklerini hiçe saymak değil, “hangisini istersin” diye çocuğun aklında yokken seçenek sunmaktan bahsediyorum. Modern zamanların en belirgin özelliklerinden biri seçim yapabilmek sanırım. İster Avrupalı olalım, ister Türk, ister Amerikalı; eskiden kendi hayatımız için biçilen kılıflara girerek yaşarken, şimdi nerdeyse herşeyi seçen, herşeye karar veren bireyler haline geldik. Yani bir nevi kendi hayatlarmızın katiliyiz. Sonuçta ne de olsa, hasta olacağımızı bile bile sigara içeriz veya terleyince cereyanda durur, araba kullanırken hız yapar, yüzme bilmeden serinlemek için baraj gölüne gireriz. Hepsi de seçtiklerimizin birer sonucu olarak karşımıza çıkar ve bizi sorumlu tutar. Sorumluluktan kaçmak diye bir şey yok; sonuçta öğretmen bana bu notu durduk yerde vermez, ayağımız kendi kendine kırılmaz. Konu sorumluluk ve çocuk ilişkisi olduğunda da, içgüdüsel olarak, en azından “sonradan ya istersem” diye pişman olmamak için çocuk yapma veya “atsan atılmaz, satsan satılmaz; sonrasında ya çok sıkıntı çekersem” diye pişman olmamak için yapmama kararı alırız.
Yani hangi korku ağır basıyorsa diğer seçeneği öldürmek için karar veririz; vermesine de; içimize kodlu üreme duygusundan bir türlü kurtulamayız. Kadınlar her ay, erkekler her an bu fiziksel dürtünün birer muhatabı olmaktan kurtulamaz. İster beş çocuğu olsun; ister çocuk yapmamaya karar vermiş. Sorun ne zaman buna yenileceğindir. Beş çocuklumuz elindekilerle uğraşmaktan helak olduğundan, başkasını düşünmeyebilir. Ama ya ebeveyn olmamaya karar verenler?