Bu şiiiri ilk okuduğumda da çok sevmiştim. Ne hoş bir duygu ifadesi, o güzel kelimeleri nasıl biraraya getiriştir bu..
Şimdi dostum Levent, oğlu Atlas için bu şiiri, dün “daha iyisini yazamazdım” diye göndermiş…
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Yazılar, fotoğraflar, tarifler, herhangi bir şey ve daha neler neler
DENİZ MELTEMİ
Hayır yok tenden artık; hatmedildi kitaplar.
Ah! Bi kaçsam! bilirim, o mest kuşlara diyar,
Bir akl'almaz köpükle göklerin arasında.
Bir şey tutamaz gayrı, gözlerin aynasında
Yanan bahçeler bile, bu deniz kokan gönlü;
Tutamaz ne geceler, ne duran o hüzünlü
Boş kâğıtlar üstüne iğilmiş kandil öyle;
Tutamaz o çocuğunu emziren taze bile,
Gidiyoruz! Kalk, gemi! Yalpanı vur şöyle bir,
Ve sonra al bir günâ âleme doğru demir!
Ümitten onca çekmiş sıkıntı şimdi, dersin,
Hayır duasına mı kanmakta mendillerin?
Belki de bu direkler, fırtınalara davet,
Nâçar bir gün yığılır güverteye...Ne imdat,
Ne görünürde ada ve ne kürek ne yelken;
Ama sen geçme gine gemici türküsünden!
Çeviri: Can YÜCEL
Şeytan’a Dualar
Ey bütün Meleklerin en bilge,güzeli,sen,
Yazgısı dönük tanrı,yoksun tüm övgülerden,
Sen,ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
Ey sürgünler prensi,haksızlığa uğrayan,
Yenildiğinde bile,güçlü,doğrulup kalkan,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
Her şeyi bilirsin sen ve tüm yeraltılarının
Kralı,sıkıntıyı dindiren otacısın,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
Bütün cüzamlılara,lanetli paryalara
Şifayı öğretirsin sen,cennetin aşkıyla,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
Ölüm adlı o eski ve güçlü sevgilinden
Umudu,çılgın kızı sen doğurtacaksın,sen!
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
İdamlık,ölümünü görmeye gelenlere
Sakin,tepeden bakar senden aldığı güçle,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
Toprağın altındaki o değerli taşları
sen bilirsin,nereye sakladı kıskanç tanrı,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
kefenlenip uyuyan madenler nerededir,
derinlikleri gören keskin gözlerin bilir,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
atların çiğnediği sabahçı bir ayyaşın
yaşlı kemiklerini korur,yumuşatırsın,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
sen öğrettin dindirmek için sızılarımı
kükürt,güherçileyi karıp melhem yapmayı,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
Kurnaz ortak,damganı ustalıkla sen vurdun
alnına o acımasız ve alçak karun’un.
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
kızların gözlerine,kalbine sokmadın mı
yıkımdan zevk almayı,paçavralar aşkını,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
sürüngenlerin değneği,mucitlerin lambası
asılıp ölenlerin,suçluların papazı,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
baba tanrının,kızıp yeryüzü cennetinden
kovduğu insanların o üvey babası,sen,
Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlarda kalbime sevda geçmiyor
Ben yoruldum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdiki herkes gibisin.
Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de herkes gibisin.
Yüreğin yetilerini güvence altına alır deha
Ruhtan daha az ölümsüz değildir insan
Büyük düşünceler üstün doğarlar
Bir masal değildir kardeşlik
Yaşama ilişkin hiç bir şey bilmez yeni doğan çocuklar
hatta, düşkünlüğünü bile.
Bu yağmur
Bu yağmur… bu yağmur… bu kıldan ince,
Öpüşten yumuşak yağan yağmur,
Bu yağmur… bu yağmur… bir gün dinince
Aynalar yüzümü tanımaz olur
Bu yağmur kanımı boğan iplik,
karnımda acısız yatan bir bıçak.
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur… bu yağmur… cinnetten üstün,
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden.
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir seyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim
Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek-
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici-hep, hep acele işi! -
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezberledim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu
40`ı geçerse ateş, çağrırlar İstanbul`a
Bir helalleşmek ister elbet, diğ`mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oyununu
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Rien n’est beau que le vral;
Le vrai seul est almable. **
(Doğrudan başka hiç bir şey güzel değildir,
Yalnız doğrudur sevilmeye değer)
Boileau
Önsöz – Bir eserin amacını, konusunu işleniş biçimini veya yöntemini açıklayan, bazen hazırlanmada emeği geçen kişileri belirten yazı, söz başı, ön deyiş.
Başlangıç – 1. Bir işin, bir konunun, bir olayın, bir dönemin, bir hayatın vb. nin ilk bölümü; 2. ön söz, söz başı veya giriş, mukaddime
Bugüne kadar okuduğum kitaplarda, hoşuma giden sözler oldu, nefret ettiğim, beğenmediğim, yazarına aşık olduğum sözler oldu. Bunları düşündükçe, hepsini alt alta yazıp, alıntılardan oluşan bir kitap, bir yazı ortaya çıkartmak istemişimdir. Bir gün, yazarlarla ilgili söyleştiğim bir arkadaşım, “bir takım yazarlara hala alışamadım ama Walter Benjamin gibi bir adamdan da asla vazgeçemedim.” demişti. O güne kadar adını bile duymadığım bu yazar, iki dünya savaşı arasında yazılarını yazmış ve Gestapo’dan kaçarken Fransa sınırında intihar eden bir felsefeciymiş. Adamın derlemelerini okumağa başlayınca, farkettim ki; bu alıntılar yapma fikrim meğer bana özel bir şey değilmiş. Benjamin de alıntılardan ama sadece alıntılardan oluşan bir kitap yazmak istermiş.
İşte bugüne kadar daha iyisine rastlamadığım bir başlangıç;
” Tanrıdan dilerim ki; yüreklenen ve okuduğu kitap gibi geçici olarak canavarlaşan okur, bu kasvetli ve zehirli sayfaların ıssız bataklıklarında sarp ve yabanıl yolunu şaşırmadan bulur; çünkü kesin bir mantık ve en azından kuşkusuna denk bir ruhsal gerilimle başlamazsa okumasına, bu kitabın saçtığı kokular tıpkı şekerin suyu içmesi gibi emecektir ruhunu. Bundan sonraki sayfaları her önüne gelenin okuması hiç de hayırlı olmaz; ancak pek az insan tadına varabilir, başını belaya sokmadan, bu acı meyvenin. Öyleyse, sen, çekingen ruh, böyle el değmemiş fundalıkların uzak derinliklerine girmeden önce adımlarını ileriye değil, geriye at. İyi dinle sana söylediğimi: Adımlarını geriye at, ileriye değil, annesini soylu bir bakışla seyreden bir oğulun gözlerini saygıyla başka yöne çevirmesi gibi; ya da, daha doğrusu, birden, fırtınanın habercisi garip ve güçlü bir rüzgarın çıktığı ufkun belli bir noktasına doğru, sessizlik içinde, bütün gücüyle kanat çırpan, kışın soğuğunda titreyen, derin düşüncelere dalmış, uçsuz bucaksız bir turna katarı benzeri………”
Yeni başlangıçlar için genelde güzel şeyler düşünülür, yazılır, çizilir. Eskilerin “tu kaka”, yenilerin “cici” olması unutmayın ki, ta çocukluğumuzdan beri öğretilir.
Ben içinde başka fikirler geçen bir başlangıç okutmak istedim size. Çünkü, güzel olanı herkes beğenir; yaşar, yaşatır. Zor olan kötü olanı, çirkin, kaba olanı söyleyebilmekte diye düşünürüm. İçindeki kabalığı telaffuz edebilmekte. Burnunu karıştırdığını itiraf etme geyiği gibi. O yüzden de, böyle birinin başlangıcını seçtim. Bu başlangıcın yazarı iyi olmanın değil, asıl içindeki kötülüğü açıklamanın erdem olduğunu savunuyor. Ama kötülüğün kendisini değil. Tıpkı aklımda kaldığı kadarıyla Hasan Hüseyin’in yazdığı şu şiir gibi:
“…
Ölmek o kadar kolay ki
utanıyorum
Yaşamak öylesine zor ki
utanmıyorum
…”
O bunları yazaren eminim farklı ortamlardan, yaşantılardan bahsediyordu ama bu tarz şeyleri genelleme huyumuz var ya, ben de açıklama yapmak için kullanayım dedim…
Çağrışımlar mesela. Tıpkı genellemeler gibi, çağrışımlar da ilişkili olsun, olmasın, bir takım şeyleri birbirine bağlar, ilgiliymiş gibi gösterir. Böyle “önsöz, başlangıç” konulu bir sayı çıkaracağımızı öğrendiğimde aklıma, Maldaror, Benjamin ve Salah Birsel geldi. Salah Birsel ne alaka demeyin; çağrışım bu ya; yazmağa başlamak istememin en büyük sebeplerinden biridir Salah Birsel; özellikle, sizinle paylaşmak istediğim şu cümleleri…
” Bu günlük benim can gözümdür.
Sesi, Erciyes Dağı gibi sipsivri olsa da
Tanikasını hiçmihiç yitirmez.
Baskette teketek oyuncudur.
Dikkat, dört fondluk da bir bataryadır.
Hiç antre kaçırmaz. Sözcüklerden,
Şiirden ağız ağıza öpücük alır.
Kimi zaman kendini Kerem sansa da
Yükünü yukarı yığmaz. Yani yalımını
Herkesin önünde indirir. Herkesten
Aleyk alır, herkese aleyk verir.
Onun bir kerterizi, bir nişanı daha vardır:
Yalnızlığımın fırınlanmış kokusudur.”
İçinde kötü fikirlerin, olayların geçmeyeceği nice yeni yıllara, sağlıcakla kalın..
1998
Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
anamız çay demliyor ya güzel günlere
sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
bu, böyle gidecek demek değil bu işler
bizşimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
işte o gün onları tanrılar bile kurtaramaz