2008 yapımı bir film Mamma Mia. O zamanlar sanırım görmüştüm bir yerlerde ama ya müzikal olduğunu anlamamışım, ya da romantik komedi olduğundan, çok paye vermemişim diyorum. Ama geçenlerde dvd’sini almıştım. Pazar akşamları, uykuya geçmeden önce, pazartesiye hazırlık olsun diye seyrettiğim son filmin yumuşak olmasını sevenlerdenim. İşte böyle bir arayışın sonucunda seyrettim bunu da. Aman tanrım, o ne hoş bir filmdi öyle!
Filmin kısaca öyküsü şöyle: Bir anne ile kızı sanırım Yunanistan’da bulunan bir adada içinde kendilerinin de yaşadığı, bir pansiyon işletiyor. Anne dediğimiz, Meryl Streep; baş kahraman diye adlandırabiliriz. Film; kızı, babasının kimliğini keşfetmeyi ümit eden Sophie Sheridan’ın, öyküsü. Ama bu öykü ünlü pop grubu Abba’nın hit şarkıları eşliğinde anlatılıyor. Sophie Sheridan evlenmeye karar vermiş, ama babasını merak ediyor. Annesinin gençkızken yazdığı günlüğünü bulup okumuş ve bu sayede üç erkeğin adına ulaşmış. Nikâhtan bir gün önce, annesi Donna’nın 20 yıl önce ziyaret ettiği Yunan adalarında yaşadığı geçmişinden üç erkek birden geliyor adaya. Ve film bize bu karmaşayı getiriyor. Bir yanda, annesi ve iki eski arkadaşı; bir yanda üç baba karakteri, bir yanda kendisi ve iki kız arkadaşı ve derken hepsiyle giden güzel bir sos gibi ABBA müzikleri. Oyuncular; Clin Firth, Julie Walters, Meryl Streep, Pierce Brosnan, Stellan Skarsgard, Amanda Seyfried, Chiristine Baranski. Yönetmen, Phyllida Lloyd.
Meryl Streep, tüm karakterlere giren muhteşem bir oyuncu olduğunu nerdeyse kanıtlamak için oynamış rolünü. Bence, oynarken de hayli keyif almış. Bu eğlencenin izlerini filmin her karesinde görebildiğimi düşünüyorum. Pierce Brosnan ve Stellan Skarsgard gibi aksiyon filmlerinin kütük karakterleri bile filmde cazibeli, yumuşak, eğilip, bükülen birierini gayet güzel canlandırmışlar. Şaşırtıcı geliyor insana. Şarkıların tümünüde oyuncular seslendirmiş. Filmin çekildiği ada ise mükemmel; eminim “romantik bir sahil ve ada hayal et” deseler, herkesin tasvir edebileceği türden öğeler içeriyor; o kadar aşina. Müzikler, danslar, ortam insanı içine çekip, “keşke” dedirti bana. “Keşke, orada olup şarkıyı beraber söyleyebilsem şimdi”.