Ara 30

- Kendini ifade ediş biçimleri

Nicedir kimi sorular aklımı meşgul eder durur. İşte bu konuda onlardan biri. Düşünürüm “İnsan kendini nasıl ifade eder?” veya “Bizi tanımadığını düşündüğümüz biri, hakkımızda bu kadar net ve doğru cümleler nasıl kurar?” diye. Bu bağlamda, başlığa koyduğum “Kendini ifade ediş biçimleri” yerine “Kendini sergileme” gibi bir tanımlama da söyleyebilirim. Zira kendimizi ifade ederken aynı zamanda sergiler, dışımızı veya içimizi gösteririz.

Kullandığımız kelimeler; aksanımız; cümle kurgu biçimi veya üslubumuz; düşünce şekli, akıl yürütme biçimimiz; bilgi birikimi elde ettiğimiz konuların niteliği, niceliği, nam-ı diğer ilgi alanlarımız; veya dış görünüşümüz; iletişim şeklimiz; kullanığımız telefon veya tükettiğimiz yemekler; yoksa ‘sevgili’ dediğimiz, koynumuza aldığımız insanların nitelikleri, nicelikleri midir ifademiz?

Peki neler yapıp, neler ettiğimiz, neyin fotoğrafını neyle, nasıl çektiğimiz?

Peki ya, kendimizi hangi kelimeler ve kelime sıralanışları ile tanımladığımız?

Of yaaaa!

Ben işin içinden çıkamadım ki size sormayayım…

Diyorum ki; tabii ki kimliğimiz, bilgi birikimimiz ve kişiliğimiz! Ama soruyorum o zaman “peki seni tanımayanlara nasıl ifade edersin, neyle ifade edersin”? Eee, bu durumda dış görünüş, kullandığın telefon, seçtiğin kelimeler ve sıralanışları seni ifade eder. Buna da senin imajın denir hani. Hatta ‘ilk intibaa’ diye de güzel bir ad takmışız, di mi ama?

İşte o zaman, ne şiş yansın, ne kebap mukabilinden orta noktalar, uzlaşmalar aklıma geliyor ve cevap olarak “hepsi” diyorum.

Bu noktada bana “giydiğim kazakla kendimi nasıl ifade ederim” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Size mesela kazağınızın renginin sizin sevdiğiniz renklere örnek teşkil ettiğini ve renklerin karakter tahlilinde belirleyici olduğunu söylersem, şaşırmazsınız değil mi? Hatta daha önce bildiğiniz ama belki de çok kaile almadığınız bir şeyi bile tekrarlamış olabilirim. Belki, internette dolaşan karakter tahlili testlerinin bir sürüsünde renk soru ve cevaplarına rastlamışsınızdır bile. Yani şimdi siyah kazak giyen ile kırmızyı tercih edenlerin aslında çok farklı kişilikler olduğuna, üç aşağı, beş yukarı ufak bir sapma ile doğru deriz. Değil mi? Sonuçta kimse markası, modeli, maliyeti ne olursa olsun, sevmediği bir rengi giymez.

Kullandığımız cep telefonunun mali durumumuzu ve bizim hakkımızda düşünülmesini istediğimiz “şirin, ciddi, klasik, sportif, teknoloji düşkünü vb” sıfatları gözler önüne serdiğini biliriz ama farkında olmayabiliriz.

Peki, “kendinizi kısaca anlatır mısınız” sorusuna cevaben, siz cümleye “benim adım günay. Sarışın, mavi gözlü ve uzun boyluyum.” diye başlarsanız, bizde sizin için fiziki görünümün önemli olduğu sonucuna varmaz mıyız dersiniz?

Ben varırım. Çünkü herkes cümleye bilerek veya bilmeyerek kendi için önemli olanlarla başlar. Bilinçaltının insanlara oyunudur bu. Yoksa siz “her şakanın altında bir gerçek yatar” kavramının bir şehir efsanesi olduğuna inananlardan mısınız hala? Bunun bilinçaltı oyunlarından biri olduğunu işitmiş olmalısınız bence.

Mali durumu iyi olup, tasarım kıyafetler giyen, marka çantalar taşıyan kişiler hakkında “görüntüsüne önem veren, modaya meraklı bir zat-ı muhterem” demez miyiz?

Taktığımız gözlüğün şekli, rengi, markası bizim bir taraflarımızı ifade eder. Veya saçını kestirirken, traş olurken düzenli aralıkları tercih eden beyefendi için, “dış görünüşüne önem veriyordur” diyebiliriz. Pembe çizme ile dolaşabiliyorsanız, cesaretli ve renkli kişilik tanımlarını size yakıştırabiliriz. Bunların hepsi kişiliğimizin bir tarafını ifade eder, gösterir. Kişi veya şahıs kelimelerinin tercihi size dair bir ipucu verir. Okuduğunuz kitap, kitabı taşıma ve okuma şekliniz, hepsi küçük ipuçları, dışarıya verdiğiniz minik mesajlardır.

Bunların hepsi kişiliğimizi gözler önüne seren ve kendimizi ifade ediş yöntemlerimiz değil de nedir? Evet, imaj olgusu son günlerin modası belki ama kim bana firavunların dinsel törenlerde kulandığı mavi rengin veya bizans imparatorların kullandığı erguvan renginin, bir kavramı, olguyu ifade ediş biçimi olmadığını söyleyebilir ki? Neden “Ecevit mavisi” diye bir renk vardır 1970’li yıllardan bu yana? Mavi yakalıları destekleme biçimi, bir sembolü değil midir bu yani?

Bence imaj çok ama pekçok yüzyıllardan beri kullanılan bir kavram. Bugünlerde belki adını koymuşuzdur, değiştirmişizdir veya moda yapmışızdır -sonuçta kelimenin kökeni her ne olursa olsun – ama bu eski bir kavram olduğu gerçekliğini değiştirmez.

Hatta arkadaşlarımız, onlarla iletişim şekillerimiz bile kendi hakkımızda verdiğimiz ipuçlarıdır. Zaten o yüzden değil midir “bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” deyişi? Mesela Pınar ve Ayşin arasında kişilik olarak da dağlar kadar fark var ama ikisi de benim bir yönüme hitap eder, ikiside farklı ifadeler kullanır. Ama bu da başka bir yazı konusu olabilir ancak; çünkü bu konuda da kafamda bir sürü sorular kol geziyor.

Sağlıcakla kalın

Kasım 2006

comments: 0 » tags: , , ,
Kas 30

- Kelimeler

Posted in Denemeler

Büyük kelimeler

Anlamını veren kelimeler

Unutulmuş kelimeler

Anlamı bilinmeden kullanılan kelimeler

Anlamı olmayan ama genede kullanılan sesler, kelimeler…

 Hepimizin kullandığı, sarfettiği, bazen harcadığı, bazen kendini ifade aracı olarak seçtiği kelimeler….

Türkçede ve bildiğim yegane yabancı dil olan ingilizcede çok sevdiğim, kendisinin anlamını söylerken hissettirdiğini düşündüğüm kelimeler var:  endam, allasen, cruelty

 Kelimelerin kökenlerine ilk ilgi duyuşum “çiçek açmış genç kızların gölgesinde” isimli kitapla başlar. Proust “ville” kelimesinden tutun da, bir sokağın ismine kadar araştırmalarının, romanlarının malzemesi kelimeleri incelemiş.

 Yüzdeki saçların gizlediklerini ve karşısındakine hissettirdiği bilinmez duyguları “zülüf” kelimesinden başka hangi kelime anlatır ki?

 Kelime diyip geçmemek lazım. Kendimizi mimik ve hareketler dışında doğru dürüst başka ne ile ifade ederiz ki? Ki kimi zaman onların bile kıfayetsiz kaldığını hissederiz.

 Onlarla duygulanır, onlar yüzünden acı çekeriz.  Bir kelime bizi belki de güzel bir filmden, çiçekten, böcekten, düşünceden bile fazla mutlu eder.

 Bir film seyretmiştim zamanın kebrinde.  Film kahramanı üniversite öğrencisi genç kız büyük kelimeler söylenmesinden hem mutlu, hem de tahrik olurdu. allegroli… omdusman… Aslında filmde büyük adı altında geçse de günlük dilde çok kullanılmayan kelimeler diyebiliriz biz bunun adına.

katastrofi

kadim

 Kelime diyip geçmemek lazım; paylaşmak, bir başkasını tanımlamak, duygularını dillendirmek için başka ne kullanabilirsin ki?

Genç kız karşısındaki kişiye biraz da argo kullanıp kendisini “rahat insan”, “harbi insan” sıfatına sokabilmek için “ne zerzevat adamsın” dedi. Sordum, anlamını bilmiyormuş. Duymuş bir yerlerde herhalde;

bu duruma uygun olduğunu düşündü herhalde;

ve kullandı.

Hasan Hüseyin’in şiirlerinde kullandığı “kadınsamak”, “tütünsemek”…..

kasavet

nazenin

Kelime diyip geçmemek lazım; başka nasıl film çekebilir, şiirler okuyabilir, şarkı söyleyebilir, kitap yazabilirdik? 

Olmasa mektubun, yazdıkların olmasa

Bir insanın hafızasının parçası olduğunda, nasıl anılırdın?

Kelimeleri de hafızandaki unutmak istediğin anılar gibi çekmecelere koyup kaldırabilir misin?

comments: 0 » tags: ,