Şub 25

- Klişeler

Posted in Denemeler

Herkesin kendine özgü normal anlayışı olduğu gibi, klişe anlayışlarımız da birbirimizden farklılık gösterir. İşte bugünlerde gene kafamı kurcalayan, benim klişe anlayışımdan örnekler:

Mesela

- Hayvan sahibi “büyüklerin”, kuyruğunu çektiği köpeği elinden kurtarmak istediği “küçüğe” her zaman “senin kuyruğunu çekseler iyi mi olurdu?” demesi;
- Kendisine uluorta, sinir bozucu laf atılan kadının, laf atan adama dönüp, canını yakacak kelimeleri tek tek seçerek (anne yerine ana gibi) “senin anana, bacına laf atılsa hoşuna gider miydi?” demesi;
gibi zorla empati kurdurtmaya yönelik çalışmalar var. Sanki empati kurulursa karşıdaki “küçük” veya laf atan “arsız” bir daha bu hareketi yapmayacakmış gibi. Oysa empati kurmayı aklından geçirebilse veya becerebilse arsız hiç arsız olur mu? Öğretmen edasıyla karışan bir öfke içinde, aslında çaresizliğini kapatmaya çalıştığı durumu, bu cümleleriyle kendine kabullendirebilecekmiş gibi.

Mesela

ünlü markaların çanta, pantolon, cüzdan veya takılarına sahip olmaya çalışan insanlar var. Bazen gerçeğine, bazen sahtesine sahip de oluyorlar hani. İşte böyle bir bayanın geçenlerde yanındaki başka bir kadına anlattıklarına tanık olunca gene içimden “yuh” demek geçti. Çocuğu özel ana okuluna başlayan anne bayan, ufaklığın ona kadar ingilizce sayı sayabildiğini farkeden öğretmenle birlik olup, çocuğun eğitiminde ingilizceye ağırlık vermeye karar veriyor. Üstelik bunu da elinden tuttuğu çocuğu göstererek gururla anlatıyor. Hay allah, aklıma gene çantasını koluna takıp gösteren kadın ile cins kedisini veterinere götürüp “bizimki şu cins, sizinki?” diye soran adam geldi. Acaba hangisinin çişi daha uzağa gider dersiniz?

Mesela

“Hep pozitif düşüneceksin şekerim. Negatif, negatifi çeker” diyen kadının, akşam üstü aldığı, arkadaşının hastaneye yattığı haberiyle dünyası yıkılıp, “ya bana da olursa” diye düşünmesi gibi. “Günü yaşayalım arkadaşlar. Bırakın şimdi yarın ne olacağını” diyen gencin sınav sonuçlarını öğrendiğinde kara kara yaptığı planları tutmadığı için ne yapacağını günlerce düşünmesi, kimseyle görüşmemesi gibi iğneyi kendine batırmadan başkasını çuvaldızlamasından hiç hoşlanmıyorum.

Bunları anlatıyorum ama geçenlerde kendimi de böyle bir durumda yakalayınca “hay bin kunudz! Bunu hemen yazayım bari” dedim. İyi seyirler…

 

comments: 0 » tags: , , ,
Şub 16

- O da ne demek oluyor şimdi?

Posted in Denemeler

Bazen “hayatta sosyolojik araştırmalar yapan biri olsaydım keşke” der bulurum kendimi. Kelimelere takıldığım kadar, insanlara da takılıyorum. Öyle durup dururken değil, bazen bir hareket, bazen otomatik olarak söylenmiş bir cümle ile ilgimi çeker insanlar. İşte bu tarz bir nedenledir ki; toplumu inceleyebilsem, sosyolojik grupları tesbit edebilsem ve onlar nerede bulunur, nasıl bulunur, hangi özelliklerinden ayırdedilir, ne dersen ne tepki verir, nelerden hoşlanır, nelerden nefret eder vesairesini bilebilsem derim…

Şimde sosyopatın kelime anlamını unutun ve varsayın:

mesela insan bağımlısı, analiz bağımlısı;

mesela nedenini, nasılını bulmadan içi rahat etmez, hatta bunlara takıntılı;

mesela nelerden gelmişler, nasıl gelmişler, nasıl bu seviyeye gelmişler;

mesela başkalarını nasıl görür, hangi çerçeveden bakarak öyle algılarlar….

diye merak eden insana sosyopat denilse.. kendimi sosyopat sınıfına sokar mıydım? Sanırım bu soruların yüzde seksenine “evet” cevabını verir, “ evet, evet ben sanırım bir sosyopatım” derdim.

Bir yerde oturup keyif yaparken, birşeyler içip, etrafı seyerederken bir bakarım ki bir grup insan! Sen, ben gibi. Veya görüntüde birbirimizden farkımız yok. Ama fark yaratan birşeyler var. Tamam haklısınız, herkes birbirinden farklıdır tabii ki. Ama bir sakillik görürüm o elegan görüntünün altında. O kadar estetik objenin içinde bir kiçlik, onca aydınca cümlede bir arabesklik… Aklıma takılır gene sosyolojik gruplar, insanlardaki güdüler, motivasyonlar, nedenler, nasıllar.

İşte “empati” denilen kavram benim bu noktada ortaya çıkar. Empati denilen şey aslında, insanın kendini bir başkasının yerine koyarak onların duygu ve düşüncelerini anlayabilme becerisi, hem de kendinin deneyimlemesine gerek kalmadan. Bu noktada “kendi deneyimlememesi” anahtar kelime. Mesela yakınlarından birinin vefatına tanıklık etmiş birini anlayabilmek için, sadece kendi bir yakınımızı kaybetmemiz değil, kaybetmiş gibi düşünüp neler hissedebileceğini bulmak sözkonusu. Aslında empati kurabilmek bu tarz üzüntülü ve duygusal konular için çok kolaydır. Zira içimizde bizi engelleyen bir savunma duvarı yoktur. O insana sinirli değil, acıma ve üzülme duygusu içindeyizdir. Halbuki sinirlendiğimiz, bizi küçümsediğini düşündüğümüz birine karşı empati kurmak ne kadar zordur değil mi?

Siz paşa paşa arabanızla bir şeridi tutturup trafiğin akış hızında gidiyorsunuz diyelim, yan şeritten bir araba önünüze atlıyor ve sizin hem ani fren yapıp ona çarpmamanız, hem de aynı anda arkanızdaki arabanın size çarpmasını engeleyecek kadar kontrollü fren yapmanız gerekti. Bu durumda aklımız hemen varsayımlar üzerinde çalışır ve önümüze atlayan arabanın şöförünün neler olabileceğine dair sayarız: “eşşeğlueşşekkkkkk, ne yaptığını sanıyorsun sen; bak sen şu manyağa, almış altına performansı yüksek araba trafiği mahvediyor, ….” Ama şöförün aklında o sırada belki de başka düşünceler dolaşıyor. Mesela hastaneye veya sizinde geçen gün yaptığınız gibi toplantıya yetişmeye çalışıyor. Olamaz mı? Üzüldüğümüz birinin yaptığı hırçınca şeylere anlayış gösterebiliyorken, bizi sinirlendiren birinin bunu neden ve daha da önemlisi hangi koşullarda, nasıl yaptığını bilmeden, herşeyin normal olduğu varsayımında bulunarak hırçınlığına anlayış göstermememiz affedilebilir mi? Bizim yaptığımız da bir başka hırçınlık olayı değil mi? Tabii bizim o şöförle empati kurup kurmamamız aslında olayın yanlışlığını, şöförün hatalı olduğu sonucunu değiştirmez. Ama gene de bizim küfretmemiz, hatta çok sinirlenip arkasından hızlanıp arabaya yetişmeye çalışırken başka şöförleri beraber taciz etmemizi de haklı çıkarmaz, değil mi?

Empati kurmak anlayış göstermemiz demek olabilir ama karşı kişiye hak verdiğimiz anlamına gelmez. İşte bizim esas yanılgıya düştüğümüz de sanırım tam olarak bu. Birine anlayış gösterdiğimiz zaman, onu anladığımız zaman, o kişinin yaptıklarını doğru düşüneceğimizi veya yaptıklarının yanına kalacağını varsayırız. Ama bu doğru değildir. Aslında sadece kendi duygularımızın kontrolünde oluruz demektir. Boşu boşuna sinirlenip, belki de kendimizi tehlikeye atmamak demektir. Varsaymamak kadar önemli sanırım. Bize söylenen bir cümleden, otomatikman kendi süzgecimizden geçirip, varsayarak çıkardığımız bir sonuç, aslında söyleyen kişi için bambaşka anlamlar ifade ediyorsa, belki de karşımızdaki insanı çıkardığımız sonuçla kırmamak demek.

Bu tarz beceriler genelde zamanla ortaya çıkar; hayatın içinde yaşadığımız olay dizilerini geldiği gibi yaşayıp gitmiyorsak, sıcak sütü üflemeden içmemeyi öğrenmek gibi kendimiz için dersler çıkarabiliyorsak, bunlar biriktikçe daha fazla empati kurabilir ve daha az varsayabilir hale geliyoruz. Alışkanlık veya farkındalıklarla çıkarılan bu dersler, bir sonraki bilmediğimiz yada daha önce karşılaşmadığımız olaya kadar bizi idare eder. O bir sonraki olayda yeni bir deneyim bizi, süzgecimizi daha da zenginleştirir. Ben kendi süzgecimizi zenginleştirmenin insanı da büyüttüğünü düşünürüm. Ama empati kurmak nasıl karşıdaki yanlışı düzeltmiyorsa, bu bilgi de benim merak etmemi engellemiyor sanırım.

comments: 0 » tags: , , ,