Mar 11

- “Arkadaşlarımız biz miyiz?” sorusuna psikoanalitik bakış

Posted in Denemeler

En son “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” cümlesinin üstünde düşüneli epey zaman oldu. Dedim ya, bu konu çok ilgimi çeken bir konu. Sürekli üstünde düşünüyorum. Hatta, http://herhangibisey.com/index.php/2011/02/09/arkadaslarimiz-biz-miyiz/ adresinde yazmıştım.

Bugün, dışarda hoş bir kar yağıyor, evdeki elektrik sorununu çözüp, ısınmaya yeni yeni başlamışken hazır, geçenlerde yaşadığım bir olay sonucunda aklıma gelen, farklı bir bakış açısını aktarayım istedim: Arkadaşlarımız bizi biz yapan unsurlardan biriyse, arkadaşlarımızla ilişkilerimiz de bizim karakter yapımızı belirler mi?

Nerede tam hatırlamıyorum ama bir ara “ilişkiler insanı iyileştirir” diye bir önerme duydum. Bunun bir parça doğru olabileceğini düşünmekle beraber, aslında üstünde pek düşünmemiştim. Dedim ya; geçenlerde başımdan geçen bir olay bana bu cümleyi hatırlattı. Ve bu sefer duyduklarımın doğru olduğunu farkettim. Bir ilişki sayesinde, eski acılarımın artık canımı yakmadığını, kendime daha müsamahalı davrabildiğimi farkettim. Sanki geçmişim bana tekrar hediye edilmişti. Meğerse bu ilişki acılarımı sağaltmış. Nasıl olur demeyin, okuyun.

Bu önerme temelini, iyi bir ilişkinin, ciddi anlamda insanı farklılaştırdığı tezine dayanıyor. “İyi” derken, ahlaki anlamda iyilik veya kötülükten bahsetmiyorum. Bizim için önemli, ciddi, güven dolu bir ilişkiden bahsediyorum. Ama burada ilişki dediğimiz kavramın niteliğinin, ilişkiyi kurduğumuz kişi ile belirlendiğini belirtmek lazım. Bunu zaten biliyoruz tabii ki ama bazen unutuyoruz; fark etmek lazım diyorum. Zira ilişkinin iyileştirme gücü, ilişkinin kurulduğu kişi ve ilişkinin kurulma biçiminden geliyor.

İlşkiyi kurduğumuz kişi sonuçta arkadaşımız, dostumuz dediğimiz insan. Yani bir şekilde yaşamın içinde paylaştığımız az yada çok bir şeylerimiz olduğuna göre, değer verdiğimiz, önemsediğimiz biri demektir. Yaşadıklarımızı paylaşırız, derdimizi anlatırız, geyik yaparız, akıl danışırız. En önemlisi de duygularımızı konuşuruz. Hatırlayanlar bilir; son Marmara depreminde nerdeyse hergün televizyonda psikologlar, psikiyatristler depremi yaşayan insanların başından geçenleri ve hissettiklerini tekrar tekrar anlatmalarını, paylaşmalarını; yakınlarına ve arkadaşlarına da onları dinlemelerini tavsiye etmişlerdi. Zira konuşmak, paylaşmak, anlayış ve destek almak ve onaylanmak, insanın yavaş yavaş iyileşmesine psikoanalitik açıdan yardımcı olan unsurlar. İşte ilişkinin iyileştiricilik gücü de buradan geliyor. Yani sizi destekleyen, dinleyip, onaylayan insan ile sizin bunları almanızı veya paylaşmanızı kolaylaştıran ilişki biçimi iyileşme sürecinin kelime anlamıyla temeli.

Bu anlamda baktığımız zaman, psikolog veya doktorlar dışında, sevgili, karı veya koca ilişkisi, en önemli iyileştiricilerimizden biridir. Mesela, 42 ülkede mutluluğun temellerini bulmak için yapılan bir araştırmada, tüm ülkelerde birinci sırada sağlıklı aile ilişkilerinin olduğu ortaya konmuş. Bunun dışında, iş, arkadaş ve dostlarımızla kurduğumuz ilişkiler de belirleyicidir. Hepsi de pratik hayatın içindeki gündelik paylaşımlarımız dışında, bizi duygusal veya fiziksel etkileyen olayların üstesinden gelmemizi sağlar. Bizi sağaltır; bizi iyileştirir. Belki de bu yüzden büyüklerimiz “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” demiştir. Ne de olsa, iyileşmiş insan davranışları ile, tepkisel davranışlar arasındaki fark, arkadaşlarımızın bize iyi gelip gelmediğini, bizi yukarı mı, aşağı mı çektiğini söyler; değil mi? Belki de büyüklerimiz “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” değil de; “bana ilişkini anlat, sana kim kim olduğunu söyleyeyim” demek istemişlerdir. Ne dersiniz?

 

comments: 1 » tags: , , ,
Şub 9

- Arkadaşlarımız biz miyiz?

Posted in Denemeler

Arkadaşlarımız biz miyiz?

Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu mu söyleyeyim?

Nedir?

 

“Bizi biz yapan özelliklerden biri arkadaşlarımız” ise, ortak düşünce veya az çok belli bir hayat tarzını da paylaşmamız gerekmez mi diye her zaman merak etmişimdir. Ama bu soru en çokda referandum sürecinde aklımı kurcalamanın şahikasına çıktı.

Benimle aynı şeyleri konuşup, kafamdakileri paylaşabildiğim arkadaşlarımla her zaman aynı tarz politik fikirleri paylaşmam gerekir mi acaba? Yani aslında “Arkadaşlar aynı hayat tarzına mı sahip olurlar? İki farklı, hatta birbirinden tamamen farklı hayat tarzı olan iki insan sıkı fıkı arkadaş olabilir mi?” diye de sormuyorum. Ben politik derken siyasi parti seçmekten bile bahsetmiyorum. Referandum veya politik fikir dediğimde akla ne gelirse ondan bahsediyorum.

Aslında farklı hayat tarzlarını benimsemiş, farklı kitapları okuyan, hatta biri okuyan, biri okumayan arkadaşlar olabilir. Bunu kendi yaşantılarımızdan hepimiz biliriz. Çocukluğumuzu paylaştığımız, beraber büyüdüğümüz bir arkadaşımız olabilir. Farklı okullar veya farklı yaşamlar seçmiş olabiliriz. Tüm yaşamımız boyunca ayrılmamış, veya arada bir kopukluk yaşamış olabiliriz. Ama bu süre zarfında okuduğumuz, çalıştığımız, gittiğimiz bir yerde başka arkadaşlar edinmişizdir. Ve eski arkadaşımızdan tamamen farklıdır. Onlar siz olmazsanız birbirleriyle anlaşabilirler mi bilinmez ama siz ortak noktasınızdır. Bazen  bu durumu farkeder, kendinize şaşırıp, “ne alaka” dersiniz. Ama olur işte. Her biriyle farklı yönlerinizi paylaştığınız, hayatın değişik noktalarından keyif aldığınız farklı farklı arkadaşlarınız olmuştur. Ve bunu yaparken biriniz milliyetçi, öbürünüz muhafazakar olabilir. Ama biri sosyalist iken, diğerinin şeriatçi olması mümkün müdür sizce? Veya sorgulayan, kendi sorumluluğunu alan birinin karşısında, yüzeysel yaşayan, hiçbir derinliği olmayan biri arkadaş sıfatını taşır mı? Arkadaşlık ne zaman başlar, nasıl gelişir?

“Arkadaş” kelimesinin TDK sözlüğündeki karşılığı için şunlar yazıyor:
” 1. Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, yâren. 2. Bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik: “Nedret’in arkadaşları bizi nezaketen davet ettiler.” -M. Yesari. 3. Bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri.”

“Dost” kelimesinin karşılığı ise şöyle:
” 1. Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimse, düşman karşıtı: “Dostlar beni hatırlasın.” -Âşık Veysel. 2. Erkek veya kadının evlilik dışı ilişki kurduğu kimse, zamazingo: “Bir dostu vardı, belalı, çapkın bir delikanlı.” -H. R. Gürpınar. 3. Sahibine sevgi gösteren hayvan: Köpek insan dostudur. 4. Bir şeye aşırı ilgi duyan, koruyan kimse: Kitap dostu. 5. sf. İyi geçinen, aralarında iyi ilişki bulunan: “Yüzleri tatlı, dilleri tatlı, dost insanlardı bunlar.” -T. Buğra.”

“Tanıdık” sözcüğünün anlamı da şu şekilde:
” . Tanışılıp konuşulan (kimse), bildik, tanış: “Mart başlayalı kırkını geçmiş nice tanıdıklarım hastalandı.” -A. Haşim. 2. Daha önceden bilinen, görülen, aşina: “Küçük kız, bir tanıdık edasıyla konuşan bu esrarlı adamı yadırgamadı.” -N. F. Kısakürek.”

Şimdi bu anlamları irdeleyerek, aklınızda canlandırarak okumaya çalışın. Şimdi, bana “Sevgi ve anlayış gösterdiğim” kişiyi söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim cümlesi ne kadar anlam ifade ediyor?

Sonuçta duruşunu, karakterini beğenmesem de herkese anlayış ve saygı görmek ve göstermek demokrasi gibi hepimizin hakkı değil mi? O zaman nasıl oluyor da, bu anlayış gösterdiğim kişilerden birine arkadaşım derken, öbürüne “dost”, bir başkasına “tanıdık” diyebiliyorum?

Bir arkadaşım referanduma “evet ama yetmez” diyecekmiş, bir başkası “hayır”, üçüncüsü ise oy bile vermeyecekmiş. Şimdi hangisi beni temsil ediyor acaba? Aynı fikirde olduğum kişi mi, evet veren mi, yoksa oy vermeyecek olan mı? Halbuki TDK sözlüğünün tanımına göre üçüne de hem “arkadaş”, hem “dost” sıfatlarını yakıştırabilirim. Üçüne de güvenirim, üçünü de severim; anlayışı söylemiyorum bile. Ama bildiğim bir şey var; o da üçünden sadece birini bırakın, hepsine birden topluca bakan bir kişinin bile benim hakkımda söyleyebilecek cümlelerinin doğruluğu konusunda emin olamam. Zaten üçünün bir noktasını bile bulabileceğinden emin değilim. Zaten “biriyle arkadaş olmak için acaba ortak noktalara ihtiyacımız var mıdır?” sorusu da kafamı da kurcalar.

Dedim ya, çok uzun süredir bu konuyu düşünüyorum. Bırakın bir sonuca varabilmeyi, aklıma buralara bile sığdıramadığım yüzlerce soru daha geliyor. Şu an sadece yorum yapabiliyorum.

Genelde atasözlerinin bir doğruluğu tesbit ettiğine inansam bile, “bana arkadaşlarını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” cümlesinin sadece ana babalar tarafından, çocuklarının “kötü” arkadaş edinmemesi için ortaya çıkardıkları bir deyiş olduğunu düşünüyorum. Yoksa hem “iti an, çomağı hazırla”, hem de “iyi insan lafının üstüne gelir” deyişlerinin ikisinin birden doğru olması için, iyi veya kötü andığın her kişinin gelmesi gerekmez mi? Belki de gelir ama bence biraz mizahi yön katarak, daha çok duruma uygun bir söz etmiş olmak için söylenilmiş şeylerdir.

Sonuçta bana kalırsa, vakit geçirmekten keyif almak, yaşanmışlıkların olması, sohbeti, aklı, bilgisi veya anaçlığı gibi belirli bir veya birden fazla özelliğini sevmek belki “arkadaşlık” olabilirken; dayanışma içinde olmak, güvenmek, ipiyle kuyuya inebilmek “dostluk” tanımıma girebilir. Sanırım sadece “tanıdık” sözcüğü için TDK sözlüğünün verdiği anlamı kabul edebiliyorum.

———-

Aynı konuda başka bir yazı için tıklayın.

comments: 1 » tags: , , ,