Türk Dil Kurumu, internet sitesindeki sözlüğünde milliyetçiliği ‘‘maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı’’ olarak tanımlar. Günümüzde devam eden tartışmalarda yeraldığı gibi negatif veya pozitif bir tarafı yoktur milliyetçiliğin. Her inanç gibi, milliyetçilik dahi, tanım olarak iyilik veya kötülük içermez, negatif veya pozitif olmaya çalışmaz lakin, hemen hemen her inanç gibi iyi veya kötü tarafa çekilebilir, negatif veya pozitif amaçlar uğruna kullanılabilir. Yani, her inanç gibi insanın yorumu devreye girer, polemiğe açık hale gelir.
İnanç diyorum, çünkü tanımından da anlaşılacağı gibi bir anlayış, bir düşünce şekli, bir kalp, bir yorum işidir. Bir özgür düşüncenin ürünüdür milliyetçilik de aslında.
Şimdi ‘’Negatif milliyetçilik’’ diye adlandırılan kavram için bildiğimiz ve bugüne kadar söylenen tanımları unutsak ve Türkçemizi kullanarak, yeniden anlamını bulmaya çalışsak burada diyorum. Madem milliyetçilik millet ve ülkenin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak, negatif milliyetçilik o zaman, negatif kelimesinin anlamından yola çıkılınca,
- milliyetçilik anlayışının kendisinde bir negatiflik olması durumundan,
- veya milliyetçilik anlayışının sonucunda ortaya çıkan durumun negatif olmasından,
- veya başlangıçta negatif olan bir duygu/durumun sonucunda ortaya çıkan milliyetçilik durumundan
bahsediyor olmalı. İlk seçeneğimiz olan, anlayışın kendisinde negatiflik durumunu, tanım olarak incelememiz gerekse de, şuan bir kenara bırakıyorum çünkü bu polemik bile olamayacak kadar büyük bir hakaret, suçlama, kötü niyet besleyebilecek bir düşünce şekli içerdiği düşünülebilir kimi okuyucularca. Üstelik böyle bir tanımlama doğru olursa, milliyetçilik kavramının kendisi negatif demektir ve bu durumda pozitif bir anlayıştan da doğal olarak söz edilemeyeceğinden, diğer seçenekleri düşünelim ve hangisinin doğru olduğunu bulmaya çalışalım.
Milliyetçilik anlayışının sonucunda negatiflik ortaya çıkmışsa: Sonuç negatif olursa, yani Hrant Dink’in öldürülmesi gibi yurt içi ve yurt dışında etkisi olumsuz olan bir olay gerçekleşirse, aslında maddi ve manevi açılardan her şeyden üstün tuttuğumuz millet ve ülke çıkarlarımız zarar görmüş olacağından, milliyetçiliğin tanımına ters düşen bir durum söz konusu oluyor demektir. Ki bunu hiçbir milliyetçinin istemeyeceğini düşünerek, ve örnekleri çoğaltarak bu sonuca tekrar tekrar ulaşabileceğimize rağmen, bu tek örnek ile negatif milliyetçiliğinin tanımının basit mantıkla ‘’sonucun negatif olması durumunu’’ olmadığı sonucunu çıkarıyorum.
Başlangıcın negatif olması durumunda ortaya çıkan milliyetçilik: Bu durumda da, bir düşman, bir ego sorunu ile ortaya çıkan bir milliyetçilik söz konusu demektir. Aklıma ilk, TDK’nın tanımında kullanılan Yakup Kadri’den alınma örnek cümle “Bu şüphe, bu hayal sukutu beni çok geçmeden sert ve mutaassıp bir milliyetçiliğe atacaktı.” geliyor. Yani bir düşman, bir hayal kırıklığı, bir ego, kısacası negatif bir duygu, karşısında ortaya çıkan bir milliyetçilik söz konusu. Tam da Hrant Dink’in yazısında bahsettiği, Ermeni Diaspora’sının, Ermeni milliyetçiliği için yıllarca arkasına sığındığı Türk Düşmanlığı gibi bir negatif durum anlayacağınız. Daha başka deyişle, Ogün Samast’ın ‘‘dedikleri kanıma dokundu abi, vurdum’’ demesi gibi bir durum. Negatif bir duygudan, bir düşmandan, kötü bir düşünceden beslenen bir milliyetçilikten bahsediyoruz yani.
Gene aynı basit mantık* kurgulaması ile, rahatlıkla; negatif milliyetçilik aslında ‘‘negatif (savaş, düşman, soykırım, aşağılama, hayal kırıklığı vb) bir sebep, veya duygu sonucu ortaya çıkan; maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı’’ olarak tanımlanabilir diye bir tez üretebilirim.
Peki, bu mantıkla baktığımız zaman, negatifin karşıtı pozitif olduğuna göre, öyleyse pozitif milliyetçilikte, ‘‘pozitif (ne sorusundan önce nasıl sorusuna cevap bularak yapılan vatanseverlik, erdemlilik, örneğin iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak, vb) bir sebep, durum veya duygu sonucu ortaya çıkan; maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı’’ olarak tanımlanabilir diye başka bir tez üretemez miyim?
İşte bir gazete yazarının, Türkiye Milli Futbol Takımı Dünya üçüncüsü olunca kim sevinmedi ki sorusuyla desteklediği ama ‘‘başarısızlıklarından ders çıkaran, başarılarıyla övünen, dünyayla yarışan, kendisini muasır medeniyetlerle kıyaslayan …’’ diye muğlak bir tanımla ortaya koymaya çalıştığı pozitif milliyetçiliğin aslında bu olduğunu düşünüyorum. Ama muğlak derken kasdettiğim tam da tanıma eklediğim tek kelime. Ne kelimesinden önce, nasıl kelimesine cevap bularak yapılan milliyetçilik inanışı.
Nasıl kelimesi, kendini çok net ifade eden bir kelimedir aslında. Bir örnekle açıklarsam; ‘ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemlidir’ der büyüklerimiz bize. Karşımızdaki insanın kalbini kırmadan ama kendi dürüstlüğümüzden de fedakarlık etmeden, düşücelerini gayet güzel ifade edebileceğinin gerçekliğini anlatır sana bu nasıl kelimesi. Tam da bu noktada aslında Milli Futbol Takımımız bize çok güzel örnek olabilir, pozitif milliyetçilik anlayışı için. O futbolcular yaşamlarını transfer paraları ile idame ettiriyorlar, Dünya Kupası maçlarında sakat kalıp bir daha onca transfer parası alamayabilirlerdi. Hala milli maçlar tartışılır durur uluslararası futbol camiasında. Ama bizimkiler milli çıkarları, kendi maddi çıkarlarına yeğ tutup bunu gerçekleştirdiler ve üçüncülük kupasını aldılar. İşte bu pozitif milliyetçiliktir diyoruz buna. Pozitif, kimseye zarar vermeden, kimsenin canını yakmadan, hatta bırakın fiziksel olarak canını yakmayı, kalbini kırmadan yapabildiğin birşey olmalıdır. Tıpkı demokrasi gibi. Tıpkı düşünce özgürlüğü gibi olmalı diye düşünüyoruz değil mi? Çünkü adı pozitiftir.
Bu noktada, şu ana kadar yaptığım tanımlamalar çerçevesinde ve bugünkü gündemimizde, ‘‘doğurdukları sonuçlar itibariyle negatif veya pozitif milliyetçilik arasında herhangi bir farklılık var mıdır’’ diye bir soru takılıyor aklıma.
Aslında, negatif milliyetçilik konusunda, çok düşünüp tartışmaya sanırım gerek yok. Adı üstünde, kelimenin anlamıyla negatif. Negatif duygu, negatif sonucu doğurur. Bunu günlük yaşantımızda bile yaşıyoruzdur. Huysuzluğumuz üstümüzdeyken bindiğimiz otobüste biri ayağımıza bastığında söyleniriz. Ama huysuz değilken, aynı olay başımıza gelirse anlayış gösteririz çünkü otobüs kalabalıktır ve karşımızdaki ile empati kurabilecek kadar sakinizdir o sırada. Bu aynı olaya gösterilen farklı tepkiler bile bize, kökendeki duygu farklılığının sonucu nasıl etkilediğine dair güzel bir örnek sunar. Kanına dokunduğu için adam öldüren bir insan örneği ise, kafamızdaki sorulara netlik kazandıracaktır. Evet, negatif milliyetçilik, negatif sonuçlar doğurur; kötü bir şeydir. Yani, Tü, kaka!
İşin esas çetrefilli ve zor kısmı ise pozitif milliyetçiliği değerlendirmek. İsmi, cismi ve sıfatı pozitif! Anlamı pozitif! Çok olumlu bir kelime. Çok olumlu duygular uyandırıyor insanın içinde. İnsana psikolojik olarak olumlu sonuçlar doğurması gerektiği, olumlu birşey olması gerektiğine dair önyargı besletiyor doğal olarak. Peki gerçekten pozitif sıfatını taşıyan milliyetçilik her zaman pozitif sonuçlar doğurur mu? İsmi gibi kendi de pozitif olabilir mi?
Ben gene bu noktada bir kelime oyunu, dolayısıyla bir duygu/durum oyunu oynamak istiyorum. Tanımda kullandığım NASIL kelimesinin burada da geçerliliğini sürdürdüğünü düşünüyorum.
Bu ‘nasıl’ kelimesi çok sihirli bir kelimedir aslında. Hayatınızda deneyebilirsiniz. Mesela politikacılar seçim öncesi mitinglerde, kendi inandıkları görüşleri çerçevesinde herşeyi güllük gülistanlık yapacaklarını vaad ederler. Ama nasılını söylemezler. İyi ama nasıl şekerim? Nasıl her mahallede bir milyoner olacak? Enflasyonu yüzde yüz yaparak mı? Nasıl pembe panjurlu bir evimiz olacak? Nasıl saçını süpürge ettin bana?
İşte aynı kelimeyi pozitif milliyetçilik için kullanırsam; Nasıl pozitif milliyetçi olunur? Ne yapar bu milliyetçi pozitif olmak için? Sonuçta herkes müzisyen, sporcu, alim, yazar olup, ülkesini uluslarası arenada tanıtamaz. Peki sokaktaki adam nasıl ifade eder kendini pozitif milliyetçilik inancında? Yani milli çıkarı, pozitif duygu/durum sonucu, kendi çıkarının üstünde nasıl tutarsın? Hadi tuttun, bunu nasıl ifade eder, ve nasıl sonucunun da pozitif olmasını sağlarsın sokaktaki Ali ve Agop ve Musa Efendiler olarak?
Milli takım üçüncü oldu. Sen iş yerindesin. Ama patron seni işten kovacak umrun değil, vatan millet sağolsun, kutlamalara katıl….. Evet, tabii ki saçmaladım…
Milli takım üçüncü oldu, kutlamalara katıldın, adamlar kurşun attı balkondan, sen öldün…. Bu da mı gerçek değil, hiç mi olmadı? Düğünde, dernekte, futbol maçında?
Milli takım üçüncü oldu, kutlamalar katıldın, hiçbirşey olmadı, eğlendin evine döndün.. EEEEEEEEEEEEEEEE, bunun milliyetçilik neresinde? Kurşunun neresinde? Kutlamanın neresinde, sevincin neresinde milliyetçilik? Sevinç ne zamandan beri bir milliyetçilik?
Sevinmek milliyetçilik demek değildir kanımca. Adı üstünde işte sevinmek o. Hatta milliyetçi olmadığın için, adamlar üçüncü olunca ‘ne kötü, adamlar üçüncü oldu’ da demezsin. Çünkü bu da başka bir uçtur. Anti-milliyetçiliktir ve bundan da kaçınmak gerekir kanımca. Ve bence, milletin yerine vatan evladını, ulusunu sevebilirsin. Milliyetçi olmadığın için, illa anti-milliyetçi olman gerekmez. Ama bu da başka bir yazı konusu olabilir ancak.
Konumuza dönersek, ben, sokaktaki herhangi biri olarak kökeni ve sonucu pozitif olacak bir milliyetçi olabilir miyim? Bence, milliyetçilik de, diğer tüm inançlar gibi, sadece inançta kalıp, eyleme dökülmediğinde – ki eylem derken başkalarını fikir olarak bile etkilememekden bahsediyorum – ancak negatiflik içermez.
İnanç, polemiğe açıktır. Bana bu yazıyı yazdırtır. İnanç, yoruma açıktır, herkesin bir fikri, bir düşüncesi vardır. İnanç, duygulara hitap eder, duygular sömürülebilir, deşilebilir, kandırılabilir; gün be gün, an be an oynanabilir ve en, ama en önemlisi bırakın dışsal koşulları, insanının kendi bilinç altı insanın kendi duygularıyla oynar da insan bunun farkına bile varmaz. Yani demem o ki; milliyetçiliğin negatifi pozitifi olur mu?
Şubat 2007
* Felsefe/Mantık/Sosyoloji alanlarında bilgi dağarcığımın çok geniş olmamasından dolayı özellikle ‘basit mantık’ diyorum. Bu konuda daha geniş çözümlemeler yapılabileceğinin farkında olmakla beraber, hem konumun dışına çıkmak, hem de bilmediğim bir alanda aşık atmak istemiyorum.