En son “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” cümlesinin üstünde düşüneli epey zaman oldu. Dedim ya, bu konu çok ilgimi çeken bir konu. Sürekli üstünde düşünüyorum. Hatta, http://herhangibisey.com/index.php/2011/02/09/arkadaslarimiz-biz-miyiz/ adresinde yazmıştım.
Bugün, dışarda hoş bir kar yağıyor, evdeki elektrik sorununu çözüp, ısınmaya yeni yeni başlamışken hazır, geçenlerde yaşadığım bir olay sonucunda aklıma gelen, farklı bir bakış açısını aktarayım istedim: Arkadaşlarımız bizi biz yapan unsurlardan biriyse, arkadaşlarımızla ilişkilerimiz de bizim karakter yapımızı belirler mi?
Nerede tam hatırlamıyorum ama bir ara “ilişkiler insanı iyileştirir” diye bir önerme duydum. Bunun bir parça doğru olabileceğini düşünmekle beraber, aslında üstünde pek düşünmemiştim. Dedim ya; geçenlerde başımdan geçen bir olay bana bu cümleyi hatırlattı. Ve bu sefer duyduklarımın doğru olduğunu farkettim. Bir ilişki sayesinde, eski acılarımın artık canımı yakmadığını, kendime daha müsamahalı davrabildiğimi farkettim. Sanki geçmişim bana tekrar hediye edilmişti. Meğerse bu ilişki acılarımı sağaltmış. Nasıl olur demeyin, okuyun.
Bu önerme temelini, iyi bir ilişkinin, ciddi anlamda insanı farklılaştırdığı tezine dayanıyor. “İyi” derken, ahlaki anlamda iyilik veya kötülükten bahsetmiyorum. Bizim için önemli, ciddi, güven dolu bir ilişkiden bahsediyorum. Ama burada ilişki dediğimiz kavramın niteliğinin, ilişkiyi kurduğumuz kişi ile belirlendiğini belirtmek lazım. Bunu zaten biliyoruz tabii ki ama bazen unutuyoruz; fark etmek lazım diyorum. Zira ilişkinin iyileştirme gücü, ilişkinin kurulduğu kişi ve ilişkinin kurulma biçiminden geliyor.
İlşkiyi kurduğumuz kişi sonuçta arkadaşımız, dostumuz dediğimiz insan. Yani bir şekilde yaşamın içinde paylaştığımız az yada çok bir şeylerimiz olduğuna göre, değer verdiğimiz, önemsediğimiz biri demektir. Yaşadıklarımızı paylaşırız, derdimizi anlatırız, geyik yaparız, akıl danışırız. En önemlisi de duygularımızı konuşuruz. Hatırlayanlar bilir; son Marmara depreminde nerdeyse hergün televizyonda psikologlar, psikiyatristler depremi yaşayan insanların başından geçenleri ve hissettiklerini tekrar tekrar anlatmalarını, paylaşmalarını; yakınlarına ve arkadaşlarına da onları dinlemelerini tavsiye etmişlerdi. Zira konuşmak, paylaşmak, anlayış ve destek almak ve onaylanmak, insanın yavaş yavaş iyileşmesine psikoanalitik açıdan yardımcı olan unsurlar. İşte ilişkinin iyileştiricilik gücü de buradan geliyor. Yani sizi destekleyen, dinleyip, onaylayan insan ile sizin bunları almanızı veya paylaşmanızı kolaylaştıran ilişki biçimi iyileşme sürecinin kelime anlamıyla temeli.
Bu anlamda baktığımız zaman, psikolog veya doktorlar dışında, sevgili, karı veya koca ilişkisi, en önemli iyileştiricilerimizden biridir. Mesela, 42 ülkede mutluluğun temellerini bulmak için yapılan bir araştırmada, tüm ülkelerde birinci sırada sağlıklı aile ilişkilerinin olduğu ortaya konmuş. Bunun dışında, iş, arkadaş ve dostlarımızla kurduğumuz ilişkiler de belirleyicidir. Hepsi de pratik hayatın içindeki gündelik paylaşımlarımız dışında, bizi duygusal veya fiziksel etkileyen olayların üstesinden gelmemizi sağlar. Bizi sağaltır; bizi iyileştirir. Belki de bu yüzden büyüklerimiz “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” demiştir. Ne de olsa, iyileşmiş insan davranışları ile, tepkisel davranışlar arasındaki fark, arkadaşlarımızın bize iyi gelip gelmediğini, bizi yukarı mı, aşağı mı çektiğini söyler; değil mi? Belki de büyüklerimiz “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” değil de; “bana ilişkini anlat, sana kim kim olduğunu söyleyeyim” demek istemişlerdir. Ne dersiniz?